|
SON DAKİKA
ŞARKISINI SOLİSTİNE İTHAF ETTİ
TURKHABERLER'E TEŞEKKÜRLER
YENİ NAZLI ARMAN ÇOK KONUŞULACAK
BİLGE'DEN BAĞLAMA ŞOV
ERDEMLİ VE TEK BAŞINA
Sıla Can LEKESİZ silacanlekesiz@turkhaberler.net
ERDEMLİ VE TEK BAŞINA
Çoktandır yörüngede dolaşan bu gezegenin üzerinde yaşıyoruz. Çoktandır aynı gezegende birbirimizi öldürmekteyiz! Çoktandır hayata dair kendimiz de dahil herkese bir şeyler dayatıyoruz! Çoktandır zorluyoruz yaşamı!. Çoktandır etrafımızda olup biteni anlamıyoruz! Çoook uzun zaman oldu görmüyoruz! VE daha uzun zamandır anlamıyoruz! İnsanlar istedikleri koşullar uygun olmadığında, dayatmaları yerine gelmedikçe sevmeyi de bilmiyor. Aynı dinden, ırktan, ülkeden hatta aynı kafadan olmadıkça yani bir bütün olmanın önemini kavramadıkça… Milyon tane koşul var.., Sonra da o yüzsüz halimizle kalkıp filozoflara özeniyoruz. Pir Sultan Abdal’ı, Mevlana’yı okuyoruz… Doğruya bak! Gerçeğe bak! Değeri olan tek şey gerçek olan, doğru önemsiz… İnsanları birbirinden ayıran onlarca şey var. Karşı cinsler var mesela… İnsanlar hep birinin üstünlüğü adına tutturmuş… Irklar, dinler, şehirler, kasabalar sonra köyler… Ardında giller ekleniyor… Birbirine ben daha üstünüm havası yaratan bir dünya seçenek, bir sürü bilgi, belge, kayıt… Oysa kimsenin, kimseye karşı zerre üstünlüğü yoktur… İnsanı insan yapan tek üstünlüğün erdem olduğu da unutuldu… Erdemi elde edememiş insanın ne olduğunun, hangi köyden hangi şehirden geldiğinin, hangi dine inandığının da zerre önemi yoktur.. İnsanın tek üstünlüğü erdemidir... “Sokak ortasında bıçaklanmış” diyorlar, yorumu ekliyorlar “kimbilir ne yapmıştır da hak etmiştir?” Adam kendine hakim olamamış, birinin canına kıymış… Bunun gerekçesi mi olur? Bunu nasıl bir koşula bağlar erdemli insan? İnsanın beyninde yarattığı, kendine ait küçük ama aciz dünyasında her türlüğü kötülüğün, sefilliğin hak ediş payı var… Yaptığı, yaratmaya çalıştığı her belanın türlü türlü bahanesi var… Kişi kendisinden başkasına baktığında onun en az kendisi kadar önemli ya da değerli olduğunu göremiyor nedense… Yaşadığımız gezegende insanın varlığından bu yana kan gövdeyi götürüyor… Anlamsızca adı medeni dünya oluyor… İnsanları birbirlerine düşman ve katili yapacak kadar güçlü olanlara yaratıyor nefreti, ayrımcılığı. Bu nefretten ve ayrımcılıktan doğan savaşı besliyor. Bunu yapan da insan… Her söyleneni yutuyoruz… Tarihte anlatılanları, okulda söylenenleri, kitaplarda yazılanları, siyasilerin her dediğini, bilimin önümüze attığı kırıntıları, her şeyi yutarız… Bazı hayvanların sıfatları insanlara da yakıştırılır hani; kuşlar kadar özgür, aslanlar gibi cesur, bir katır kadar inatçı, aman boğa gibi güçlü.. Ama ben kedide olan bir özelliğin bizlerde de olmasını çok isterdim… Öyle nankörlükleri, uysallıkları, yutuculukları değil… Evlerinde kedisi olanlar bilirler. Tam olarak bir kediyi izleyip, gözlemleyemeyen bunu anlayamaz. Sanıldığı gibi başları ağrıdığında değil karınları ağrıdığında kedi milleti ot yer ama öyle her otu da değil. Hangi otu yediğini de bilemeyiz, kedi otudur o… Kediler suyu sevmeyen hayvanlardır, kendi kendilerini temizlerler.. Her yerlerini yalarlar, yalayamadıkları tek yer yüzleridir. Yüzlerine de patilerini ıslatıp sürerler bu şekilde temizlenirler… Yalanırken de ağızları tüyle dolar ve midelerine gider, bu tüy yumağı karın ağrısı yapar. Midelerine iyi gelen otu arar, bulur yerler. Et obur oldukları için mideleri ottan hoşlanmaz kusarlar ve tüy yumağını da dışarı atmış olurlar… İşte bu özelliğin insanda da olmasını isterdim… İnsanların, o yolda görünce tekmeyi savurup, beğenip evlerine almadıkları kedilerin böyle bir marifeti vardır… Biz o topağı içimizden atamayız, büyüdükçe büyür karnımızda… Diyelim ki bu sırrı çözdük içimizde şişenleri nereye kusacağız? Neler neler yutmuşuz, kustuğumuzda boğuluruz maazallah! Yükleniyor...
|
|